Amasya, gördüğüm hiçbir kente benzemiyor..
İki yanında yükselen dağların arasında, Yeşilırmak’ın hayat verdiği dar bir vadide kurulmuş; kendine özgü kimliği ve atmosferi olan bir şehir.

Şehre ilk girdiğinizde ya da Yeşilırmak kıyısından ilerleyerek onu boydan boya geçtiğinizde, size hissettirdiği ilk duygu belki de huzur oluyor.
Nezih, temiz ve iyi korunmuş bir şehir Amasya. Ancak onu özel kılan yalnızca bunlar değil. Geçmişle bağını koparmamış olması, yüzyıllar boyunca biriken tarihi ve kültürel katmanların bugün hala şehirde hissedilebilmesi.
Belki de bu yüzden Amasya’da gezerken yalnızca tarihi yapıları değil, o yapıların oluşturduğu ruhu ve şehir kimliğini de görüyorsunuz.
Neden Amasya?
Benim için Amasya’nın hikayesi, “içimde kalmış şehir” olarak başladı. Nasıl yani?

Yıllar önce bir yakınımızın düğünü için Amasya’ya gelmiş, kent merkezinden geçerek ilçelerden birine doğru yol almıştık. Şehirde uzun süre kalmamış, hatta gezememiştik bile. Ama araç camından gördüğüm kadarıyla bile Amasya’nın farklı bir havası olduğu hissediliyordu. Yeşilırmak, dağların arasına kurulmuş şehir dokusu ve tarihi yapılar daha o kısa yolculuk sırasında dikkatimi çekmişti.
Ne var ki durup gezmeye, sokaklarında dolaşmaya ya da eserlerini incelemeye vaktimiz olmamıştı. Belki de bu yüzden Amasya belleğimde “içimde kalan şehir” olarak yer etti.
Sonraları gezi programlarını incelerken hem Amasya’yı hem de Çorum’u kapsayan bir tura rastladım. Bir yanda uzun zamandır görmek istediğim Amasya, diğer yanda ise yıllardır hayalini kurduğum Hattuşa.
O an kendi kendime, “İşte zamanı geldi Meral,” dedim. “Hem içinde kalan şehri, hem de gönlünde yatan Hattuşa’yı görme vakti.”
Ve çıktım yola..
Amasya Hakkında Kısa Bilgiler
Karadeniz Bölgesi’nin iç kesimlerinde yer alan Amasya, Yeşilırmak’ın oluşturduğu vadi boyunca kurulmuş, tarihi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan şehirlerden biri.
Hititlerden Perslere, Pontus Krallığı’ndan Roma ve Osmanlı’ya kadar pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olması nedeniyle oldukça zengin bir kültürel mirasa sahip. Cumhuriyet tarihindeki önemi ise Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919 yılında yayımladığı ve Milli Mücadele’nin yol haritasını ortaya koyan Amasya Genelgesi’nden geliyor.

Amasya denildiğinde akla ilk olarak Yeşilırmak kıyısındaki tarihi Yalı Boyu Evleri, Harşena Dağı’nın eteklerine oyulmuş Pontus Kral Kaya Mezarları ve Osmanlı şehzadelerinin eğitim gördüğü “Şehzadeler Şehri” kimliği geliyor. Şehir aynı zamanda, Ferhat’ın sevdiği Şirin’e kavuşabilmek için dağları delerek su getirdiğine inanılan ünlü Ferhat ile Şirin efsanesiyle de özdeşleşmiş durumda.
Ancak Amasya yalnızca tarihi yapılarıyla değil, sakin atmosferi, iyi korunmuş kent dokusu ve kendine özgü şehir kimliğiyle de dikkat çekiyor.
İstanbul’a yaklaşık 670 kilometre uzaklıkta bulunan Amasya’ya en kolay ulaşım Merzifon Havalimanı üzerinden sağlanabiliyor. Kent merkezi ise oldukça kompakt bir yapıya sahip olduğundan, gezilecek yerlerin büyük bölümü yürüyerek keşfedilebiliyor.
Amasya Gezilecek Yerler
Amasya, Türkiye’de yürüyerek keşfetmenin en keyifli olduğu şehirlerden biri. Şehrin simgesi haline gelen Yalı Boyu Evleri, Yeşilırmak kıyısı, tarihi camiler, müzeler ve külliyeler birbirine oldukça yakın konumda bulunuyor. Bu sayede Amasya’nın tarihi dokusunu sokak sokak gezerek hissetmek mümkün.
Kent merkezinde konaklıyorsanız, aşağıda bahsedeceğim gezilecek yerlerin büyük bölümüne yürüyerek ulaşabilirsiniz. Sadece Amasya Kalesi ve şehrin en güzel manzara noktalarından biri olan Çakallar Tepesi için araç kullanmanız gerekiyor.

Şehirdeki ilk gününüzü Yeşilırmak kıyısında yürüyerek şehrin atmosferini keşfetmeye ayırabilirsiniz. Yalı Boyu Evleri, Kral Kaya Mezarları ve Şehzadeler Gezi Yolu gibi Amasya’nın karakterini oluşturan noktaları bu rotaya dahil edebilirsiniz. İkinci gün ise müzeler, külliyeler ve tarihi yapılar için daha sakin bir program planlamak oldukça keyifli olacaktır.
Eğer vaktiniz kısıtlıysa endişelenmeyin; Amasya’nın önemli duraklarının büyük bölümü birbirine yürüme mesafesinde olduğu için, iyi planlanmış bir rota ile şehrin öne çıkan yerlerini tek günde de görmek mümkün. Kısıtlı vaktiniz varsa önemli yerler arasında özellikle görmek istediklerinizi seçip, rotadaki gezilecek yerleri bir güne de sığdırabilirsiniz.
Yeşilırmak Kıyısı Rotası
Yalı Boyu Evleri

Amasya’nın silüetini oluşturan, şehrin simgesi haline gelmiş olan o meşhur görüntü Yeşilırmak kıyısında sıralanan tarihi Osmanlı evlerinin oluşturduğu imgedir.
Yeşilırmak kıyısında yürürken bir tarafta tarihi Osmanlı konaklarını, diğer tarafta ise Harşena Dağı’nın sarp yamaçlarını görürsünüz. Nehrin üzerindeki köprüler, kıyıya sıralanmış evler ve dağın eteklerine oyulmuş Kral Kaya Mezarları aynı kare içerisinde birleşerek Amasya’nın kimliğini oluşturan manzarayı meydana getiriyor.
Açıkçası Amasya’da beni ilk etkileyen şey de bu manzara oldu. Şehir, Türkiye’de benzerine çok sık rastlanmayan bir görsel bütünlüğe sahip.
Bugün Amasya Evleri olarak da bilinen Yalı Boyu Evleri’nin büyük bölümü Osmanlı’nın son dönemlerinde, 19. yüzyılda inşa edilmiş. Bu yönüyle geleneksel Osmanlı mimarisini gözlemleyebileceğimiz bir görüntü sunuyorlar. Doğru bir kararla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na istinaden koruma altına alınmış durumdalar.
Saat Kulesi

Nehir kıyısında şehri dolaşırken, şehrin tam merkezinde Hükümet Köprüsü’nün ayağında şirin bir saat kulesi görürsünüz. Nehir kenarındaki Yalı Boyu evleri ile de tam bir görsel bütünlük sağlar.
İlk bakışta tarihi görünse de, bugün gördüğümüz kule aslında oldukça yeni. İlk kez 1865 yılında yaptırılan yapı zaman içerisinde yangın ve yıkımlar nedeniyle zarar görmüş. Günümüzde gördüğümüz hali ise 2002 yılında aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmiş. Kanımca oldukça başarılı bir rekonstrüksiyon olmuş 🙂
Kral Kaya Mezarları

Yeşilırmak kıyısında yürürken gözünüzü Harşena Dağı’nın yamaçlarına çevirdiğinizde, kayalara oyulmuş dev mezarlar dikkatinizi çekecektir.İşte bunlar, Amasya’nın Pontus Krallığı’na başkentlik yaptığı dönemde hüküm süren krallar için yapılmış kaya mezarları.
Amasya bugün daha çok “Şehzadeler Şehri” olarak bilinse de, geçmişi Osmanlı’dan çok daha eski dönemlere uzanıyor. Büyük İskender’in ölümünün ardından başlayan Helenistik Dönem’de, MÖ 3. yüzyılda kurulan Pontus Krallığı’nın başkentlerinden biri de Amasya olmuş. Harşena Dağı’nın yamaçlarındaki bu anıtsal kaya mezarlarının ise krallığın ilk hükümdarlarına ait olduğu düşünülüyor.
Şehrin merkezinden rahatlıkla görülebilen bu beş anıtsal mezar, Amasya’nın yalnızca Osmanlı değil, antik çağlardan günümüze uzanan çok katmanlı tarihini de gözler önüne seriyor.
Kaya mezarları şehir merkezinden oldukça etkileyici görünse de, mezarların bulunduğu bölgeye çıkmak isterseniz kısa ama yorucu bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Biz de merdivenleri kullanarak yukarı çıktık. Rahat ve kaydırmayan ayakkabı giymek şart, çünkü merdivenler yer yer kayabiliyor.
Özellikle yaz aylarında ve sıcak havalarda çıkış biraz zorlayıcı olabilir. Ancak yukarı ulaştığınızda hem kaya mezarlarını yakından görme hem de Yeşilırmak ve Amasya manzarasını farklı bir açıdan izleme fırsatı buluyorsunuz.
Harşena Kalesi ile birlikte değerlendirilen Pontus Kral Kaya Mezarları, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış.
📌 Önemli Bilgi: Bölgeye giriş ücretli, Müze kart Geçerli değil. Kral Kaya Mezarları ve Kızlar Sarayı Ören Yeri 08:00 – 18:30 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. 2026 yılı itibarıyla giriş ücreti ise 100 TL. (Ziyaret öncesinde güncel giriş ücretlerini ve saatlerini kontrol etmenizde fayda var.)
Harşena (Amasya) Kalesi

Kral Kaya Mezarları’nın hemen üzerinde yükselen Harşena Kalesi, Amasya’nın silüetini tamamlayan en önemli yapılardan biri.
Yeşilırmak’ın kıyısından dik yamaçlarla yükselen Harşena Dağı, şehrin doğal savunmasını oluşturuyor. Kale de bu sarp kayalıkların üzerine inşa edilmiş. Şehri gezerken neredeyse her noktadan görebildiğiniz için, bir süre sonra Amasya manzarasının ayrılmaz bir parçası haline geliyor.
Harşena Kalesi’nin temellerinin Pontus Krallığı dönemine kadar uzandığı düşünülüyor. Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de kullanılmaya devam eden kale, yüzyıllar boyunca şehrin savunmasında önemli bir rol üstlenmiş.
Yeşilırmak kıyısından bakıldığında oldukça etkileyici görünse de, kaleye ulaşmak için araç kullanmak gerekiyor. Araç olmadan yürüyerek en tepeye kadar tırmanmak gerçekten de oldukça güç olacaktır.
Biz de araçla kalenin giriş kısmına kadar çıktık. Buradan görülen Amasya manzarası da oldukça etkileyici. Araçtan indikten sonra kalenin bulunduğu bölgeye yürümek ve merdivenleri kullanmak gerekiyor. Bu bölge de yaz aylarında ve sıcak havalarda biraz yorucu olabilir. Rahat yürüyüş ayakkabısı giymenizi özellikle tavsiye ederim.
Harşena Kalesi ve Pontus Kral Kaya Mezarları, 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmış.
📌 Önemli Bilgi: Benzer şekilde bölgeye giriş ücretli, Müze kart Geçerli değil.
Çakallar Tepesi

Şu ana kadar Amasya ile ilgili anlattığım tüm kompozisyonu (Harşena Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Yalı Boyu Evleri ve Yeşilırmak) içine alan panaromik görüntüyü en güzel gözlemleyebileceğiniz yerlerden birisi “Çakallar Tepesi” olarak adlandırılan bölge.
Burada bulunan çay bahçelerinden birinde semaverle çayınızı alıp, manzaraya karşı keyifle yudumlayabilirsiniz.
Amasya Müzeleri ve Önemli Yapılar
Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp Ve Tarih Müzesi

Bu müzeye ilk girdiğimde bana Edirne’deki II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’ni hatırlattı. Nasıl ki Edirne’deki darüşşifada hastalar su sesi ve müzik eşliğinde tedavi ediliyorsa, benzer bir uygulamanın çok daha erken dönemlerde Amasya’da da kullanıldığını görmek oldukça etkileyiciydi.
1308-1309 yıllarında İlhanlı hükümdarı Olcaytu ve eşi İlduz Hatun adına yaptırılan yapı, başlangıçta hem tıp eğitiminin verildiği hem de hastaların tedavi edildiği bir darüşşifa olarak hizmet vermiş. Bu yönüyle Anadolu’nun en eski sağlık yapılarından biri kabul ediliyor.
Müzenin kendisi oldukça küçük; ancak atmosferi son derece etkileyici. Daha içeri girmeden, Selçuklu taş işçiliğinin güzel örneklerinden biri olan taç kapı dikkat çekiyor. Avlu çevresindeki bölümlerde dönemin tıp aletleri, cerrahi uygulamaları ve musiki ile tedavi yöntemlerine ilişkin canlandırmalar yer alıyor.
Benim en ilgi çekici bulduğum bölüm ise müzikle tedavi uygulamaları oldu. Hangi makamların hangi rahatsızlıklara iyi geldiğine dair bilgiler ve canlandırmalar bulunuyor. Üstelik müzeyi gezerken fonda duyulan Türk sanat müziği eserleri, yapının tarihî atmosferini hissetmeyi kolaylaştırıyor.
Açıkçası müze küçük olmasına rağmen, Amasya’da en akılda kalan duraklardan biri oldu.
📌 Önemli Bilgi: Müzeye giriş ücretli, Müze kart Geçerli değil.
Gümüşlü Camii
Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp Ve Tarih Müzesi’nden yaklaşık 250 metre yürüdüğünüzde, Amasya’nın en eski camilerinden biri olan Gümüşlü Camii’ne varırız. İlk kez 1326 yılında inşa edilen yapı, yüzyıllar boyunca yangınlar ve depremler geçirmesine rağmen çeşitli onarımlar sayesinde günümüze kadar ulaşmayı başarmış.
Caminin içerisine girdiğimde dikkatimi ilk çeken unsur ahşap kubbesi oldu. Açıkçası kubbenin neden ahşaptan yapıldığını merak edip rehberimize sordum. Rehberimizin anlattığına göre Amasya’nın deprem kuşağında yer alması nedeniyle bölgede ahşap mimariye sıkça rastlanıyor. Gümüşlü Camii’nde de kubbenin ağırlığını azaltmak ve yapıyı depremlere karşı daha dayanıklı hale getirmek amacıyla ahşap tercih edilmiş.
Bu küçük detay bile, bölgedeki mimarinin yalnızca estetik değil aynı zamanda coğrafi koşullara uyum sağlayan pratik çözümler de ürettiğini göstermesi açısından oldukça ilgi çekiciydi.
Şehzadeler Gezi Yolu

Yeşilırmak Nehri boyunca, Hükümet Köprüsü ve Saat Kulesini arkamızda bırakıp Ziya Paşa Bulvarı boyunca yürümeye başladığımızda, sağ tarafımızda Yalı Boyu Evleri ve Harşena Dağı manzarası eşliğinde Amasya’nın en keyifli yürüyüş rotalarından birine çıkarız.
Bu yolun üzerinde ilk olarak karşımıza çıkan şey ise “selfie çeken şehzade heykeli”. Şaka yapmıyorum 😀
Şehzademizin yanında durup, elindeki telefonu tutarmış gibi poz vererek, Amasya seyahatinizin muhtemelen en saçma ama en eğlenceli fotoğrafını çekebilirsiniz.
Bulvar boyunca ilerledikçe bu kez Harşena Dağı’nın eteklerindeki Kral Kaya Mezarları tüm heybetiyle karşınıza çıkar. Tam bu noktadan nehir kıyısına doğru indiğinizde ise Şehzadeler Gezi Yolu başlıyor.
Madenüs Köprüsü’ne kadar uzanan bu yürüyüş rotası üzerinde, Amasya’da şehzadelik yapmış Osmanlı hükümdarlarına ait büstler ve bilgilendirme panoları bulunuyor. Şehzadeler Şehri olarak anılan Amasya’nın tarihini yürüyerek keşfetmek için oldukça keyifli bir rota.
Aslında ister bulvar üzerinden devam edin, ister nehir kıyısındaki yürüyüş yoluna inin; fark etmez. Amasya’nın o meşhur kartpostal manzaralarını fotoğraflamak için en güzel noktalardan biri burası. Yalı Boyu Evleri, Yeşilırmak, Harşena Dağı ve Kral Kaya Mezarları aynı kareye sığabiliyor ❤️
II. Bayezid Külliyesi


Yeşilırmak kıyısındaki yürüyüşümüzün ardından Amasya’nın en önemli yapılarından birine ulaşıyoruz: II. Bayezid Külliyesi.
Cami, medrese, imarethane, türbe ve muvakkithane gibi yapılardan oluşan külliye, Yeşilırmak kıyısındaki konumu ve geniş avlusuyla Amasya’nın tarihî kimliğini yansıtan en etkileyici yapılardan biri. Özellikle nehir kenarındaki konumu sayesinde şehrin silüetiyle de güzel bir bütünlük oluşturuyor.
Külliye, Osmanlı Sultanı II. Bayezid’in talimatıyla 1485-1486 yıllarında, dönemin Amasya Sancak Beyi olan Şehzade Ahmet tarafından yaptırılmış.
Bu yapıyı gezerken aklıma Edirne’deki II. Bayezid Külliyesi geldi. Aynı dönemde Sultan II. Bayezid tarafından Edirne’de de Tunca Nehri kıyısında büyük bir külliye inşa ettiriliyor. Her iki yapı da Osmanlı’nın eğitim, sosyal yardım ve dini yaşamı bir araya getiren külliye anlayışının güzel örnekleri arasında yer alıyor.
Amasya Arkeoloji Müzesi
II. Bayezid Külliyesi’nden yaklaşık 200 metre yürüdüğünüzde Amasya Arkeoloji Müzesi’ne ulaşabilirsiniz. Burası saatler harcamanızı gerektirmeyecek, oldukça kompakt bir müze. İki katlı yapısı sayesinde tüm eserleri rahatlıkla gezebilirsiniz. Ancak içeride gerçekten dikkat çekici parçalarla karşılaşıyorsunuz.
Müzede Neolitik Çağ’dan Bizans Dönemi’ne kadar uzanan geniş bir koleksiyon sergileniyor. Hititlerin baş tanrısı Teşup’un heykelciği müzenin en eşsiz eseri denebilir. Aynı katta bulunan Sikke sergisi de oldukça zengin.
İkinci katta sergilenen en önemli eser ise Elmalı Mozaik. Ahşap Sanatı’na dair eski dönem ahşap kapılar da oldukça etkileyici ve göz alıcı eserler arasında.
📌 Önemli Bilgi: Müze kart geçerli. Müze her gün 08:15 – 19:00 saatleri arasında ziyarete açık. (Güncel bilgiler için Müzekart resmi web sitesini mutlaka kontrol ediniz.)


Fırtına Tanrısı Teşup Heykelciği
Müzenin en dikkat çekici eserlerinden biri, Hititlerin baş tanrısı olan Fırtına Tanrısı Teşup’u tasvir eden bronz heykelcik. M.Ö. 1500’lü yıllara tarihlenen eser, dünyadaki nadir Teşup tasvirleri arasında kabul ediliyor.
Günümüze yalnızca gövdesinin üst bölümü ulaşmış olsa da, müzenin vitrin eseri olmayı fazlasıyla hak ediyor. Hatta müzenin dış cephesinde de bu heykelciğin görseli kullanılmış.
Elmalı Mozaik
Bir üst kata çıktığınızda salonun ortasında yer alan Roma Dönemi’ne ait Elmalı Mozaik ile karşılaşıyorsunuz. Tam merkezindeki elma ağacı ve dallarındaki Amasya elmaları sayesinde, şehirle özdeşleşmiş eserlerden biri haline gelmiş. Açıkçası müzede en beğendiğim eserlerden biri de buydu.
İlhanlı Dönemi Mumyaları
Ve son olarak arkadaşlar… Benim mumyalarla aram pek iyi değil. Mumyaları görmeyi de, mumyalama süreçleri hakkında bilgi almayı da hiç sevmiyorum. Bunu neden anlatıyorum, çünkü bu müze aslında “Türkiye’nin en geniş mumya ailesi”ni barındırmakla meşhur.
Müze içerisinde ayrı bir odada, İlhanlı dönemine ait dört yetişkin ve dört çocuğun mumyası sergileniyor. Odanın girişinde ziyaretçileri uyaran bir bilgilendirme levhası da bulunuyor. Özellikle çocukların bir yetişkin nezaretinde olmadan odaya girmemesi istenmiş. (Sanırım ben de çocuk gibiyim)
Turla gezdiğimiz için rehberimizi takip ederek odaya girdim. Açıkçası içeride neyle karşılaşacağımı çok düşünmemiştim ve benim için müzenin en zorlayıcı bölümü de burası oldu. “Bu insanlar yüzlerce yıl önce öldüler. Acaba bugün camekânlar içinde sergilenmek isterler miydi?” diye düşünmeden edemedim. Eğer benim gibi bu tür görüntülerden rahatsız oluyorsanız, içeri girmeden önce bir kez daha düşünmek isteyebilirsiniz.
Taşhan
Rotanızı yeniden kent merkezine çevirdiğinizde Amasya’nın tarihi yapılarından biri olan Taşhan’a ulaşıyorsunuz. 17. yüzyılda han olarak inşa edilen yapı, 2012 yılında restore edilerek yeniden kullanıma açılmış.
Taşhan’ın iç avlusunda, Arkeoloji Müzesi’nde gördüğümüz Elmalı Mozaik’in bir replikası sergileniyor. Amasya’nın simgelerinden biri haline gelen bu mozaiğin avluya oldukça güzel bir atmosfer kattığını düşünüyorum.
Günümüzde hem otel hem de restoran olarak hizmet veren Taşhan’da biz de öğle yemeğimizi yedik. Çalışanları oldukça güler yüzlü ve ilgiliydi, yemekler de lezzetliydi. Ancak en çok hoşuma giden şey, tarihi bir hanın avlusunda yemek yemenin yarattığı atmosfer oldu.
Eğer kent merkezinde kısa bir mola vermek isterseniz, Taşhan güzel bir durak olabilir.


Burmalı Minare
Taşhan’ın hemen arka sokağında, Amasya’nın en eski yapılarından biri olan Burmalı Minare Camii bulunuyor.
Yazı boyunca bazı yerlerde Edirne ile benzerlikler kurduğumu fark etmişsinizdir. Burada da kendimi tutamayacağım 😊 Çünkü camiyi ilk gördüğüm anda aklıma Edirne’deki Üç Şerefeli Camii’nin “Burmalı Minare” olarak bilinen ünlü minaresi geldi.
Amasya’daki caminin ismi de, minarenin gövdesini saran yivlerin oluşturduğu burmalı görünümden geliyor. Caminin ilk inşa tarihi ise 1242. Bu yönüyle Amasya’da günümüze ulaşabilmiş en eski yapılardan biri.
Kent merkezinde gezerken yolunuzun üzerinde kalıyorsa, özellikle minaresindeki detayları yakından incelemenizi tavsiye ederim.
Amasya Çevresinde Gezilecek Yerler
Eğer rotanızı Amasya Kent Merkezi dışına da çevirmek isterseniz, araçla gidilebilecek Amasya’nın tarihi kimliğini yansıtan farklı noktalar da mevcut.
Öncelikle eğer Amasya’ya uçakla geldiyseniz ve havaalanından araç kiralayarak seyahat etme niyetindeyseniz, uçak halihazırda Merzifon’a ineceği için birazdan bahsedeceğim iki bölgeyi (Merzifon ve Gümüşhacıköy) araçla rahatlıkla gezebilirsiniz.

Merzifon’un Tarihine Dair
Merzifon’un adını duyunca çoğumuzun aklına ilk olarak tarih derslerinden hatırladığımız Merzifonlu Kara Mustafa Paşa gelir. Gerçekten de ilçenin tarihi kimliği büyük ölçüde onunla özdeşleşmiş durumda.
1634 yılında Merzifon’un bugün Karamustafapaşa Köyü olarak bilinen Mirince Köyü’nde dünyaya gelen Kara Mustafa Paşa, küçük yaşta yetim kalır. Babasının yakın dostu olan Köprülü Mehmed Paşa tarafından himaye edilerek yetiştirilir ve aldığı eğitim sayesinde devlet kademelerinde hızla yükselir. Daha sonra Köprülü ailesiyle akrabalık bağı kurar ve Osmanlı Devleti’nin en güçlü devlet adamlarından biri haline gelir.
1676 yılında sadrazamlığa getirilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın en büyük hedefi, Osmanlı Devleti’ni yeniden Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki gücüne ulaştırmaktır. Ancak onun adı bugün daha çok 1683 yılında gerçekleşen II. Viyana Kuşatması ile anılır. Kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından görevden alınır ve aynı yıl Belgrad’da idam edilir.
Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen Merzifon’da gezerken Kara Mustafa Paşa’nın izlerine hâlâ rastlamak mümkün. İlçe merkezindeki camiler, külliyeler ve çevredeki köylerde bulunan yapılar, onun ve Köprülü ailesinin bölge üzerindeki etkisini günümüze kadar taşıyor.
Karamustafapaşa Köyü



Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın doğduğu köy olan Karamustafapaşa Köyü’nün en önemli yapısı, annesi Abide Hatun adına 1680 yılında yaptırdığı Abide Hatun Camii.
Dışarıdan oldukça sade görünen cami, içerisine adım attığınız anda bambaşka bir atmosfer sunuyor. Ahşap tavanı, kalem işi süslemeleri ve ince ahşap işçiliğiyle bölgede gördüğüm en etkileyici yapılardan biri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle tavan süslemeleri ve ahşap kapısı, Osmanlı döneminin zarif ahşap işçiliğine güzel bir örnek oluşturuyor.
Köyün temel ziyaret sebebi de zaten bu cami. Bunun dışında uzun süre vakit geçirilecek farklı bir gezi noktası bulunmuyor. Açıkçası tur rehberimizle gitmeseydim bu yapının önemini fark etmekte ve köyü kendi başıma keşfetmekte oldukça zorlanabilirdim.
Not: Google Maps üzerinde konum “Karamustafapaşa Camii” olarak görünebiliyor. “Abide Hatun Camii” olarak arama yaptığınızda da farklı bir yer çıkabiliyor. Konum bilgisi için: Abide Hatun Camii
Merzifon
İlçe merkezi olan Merzifon, tarihi yapıları ve kendine has çarşısı ile görülmeye değer bir yer.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii

Merzifon’da özellikle görülmeye değer bir yer var ki, o da Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii’nin avlusunda bulunan şadırvan. Evet, ilk kez bir şadırvanı mutlaka görülesi yerler arasında tavsiye ediyorum 🙂 Çünkü tavanındaki süslemeler o kadar güzel ki fotoğrafını çeke çeke bir hal oldum.
1666 yılında Osmanlı Sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılan caminin kendisi etkileyici olmakla birlikte, benim asıl ilgimi çeken avlusundaki şadırvan oldu.
Amasya gezisi boyunca ahşap tavanlı camiler ve ahşap işçiliğinin öne çıktığı birçok yapı gördüm. Merzifon’daki bu şadırvan da bunların en güzel örneklerinden biri. Ahşabın zarif görünümüne ek olarak, şadırvan tavanında 19. yüzyılın önemli nakkaşlarından Zileli Emin Usta tarafından yapılmış manzara resimleri bulunuyor. Öyle ki insan dört bir yanına dönüp dönüp tekrar bakmak istiyor.
Şadırvanın tavanındaki manzara ve kalem işi süslemeler, geç dönem Osmanlı resim sanatının en özgün örnekleri arasında kabul ediliyor. Süslemelerde Haliç manzaralarıyla İstanbul’un, nehir ve kale tasvirleriyle Amasya’nın, toplar ve çadırlarla ise II. Viyana Kuşatması’nın resmedildiği düşünülüyor.
Merzifon Bedesteni (Arasta Çarşısı)
Rehberimiz gezi boyunca Amasya ve çevresindeki çay ve semaver kültüründen sık sık bahsetmişti. Merzifon’daki tarihi bedesten bölgesi de günümüzde büyük ölçüde semaver, bakır eşya ve geleneksel el ürünlerinin satıldığı canlı bir çarşıya dönüşmüş durumda.
Arasta Çarşısında aynı zamanda Merzifon’a özgü ürünlerin satıldığı, yerel yemeklerin yenebildiği, hediyelik eşyaların satın alınabildiği dükkanlar da bulunuyor. Hediyelik eşya satan küçük bir dükkânda biblolar arasında gördüğüm “Merzifon eşeği” figürleri sayesinde ilçenin bu yönüyle de ünlü olduğunu öğrenmiş oldum 🙂
Merzifon Saat Kulesi


Gezimizin ilk durağı aslında Merzifon olmuştu. Rehberimiz gittiğimiz hemen her yerde bir saat kulesi gösterdikçe, biz de kendi aramızda “bu kez nerenin saat kulesini göreceğiz, bugün saat kulesi görmeden asla” diye espri yapmaya başlamıştık. Nitekim gezi boyunca Merzifon, Gümüşhacıköy, Amasya merkez ve son olarak da Çorum’da benzer saat kuleleriyle karşılaştık.
Merzifon’un tarihi merkezinde camii, bedesten ve han gibi yapıları gezdikten sonra Cumhuriyet Caddesi boyunca ilerlediğinizde Saat Kulesi’nin bulunduğu meydana çıkarsınız. Bu arada Cumhuriyet Caddesi üzerinden Kara Mustafa Paşa Camii’ni de içine alan tarihi Merzifon ilçe merkezi manzarası oldukça güzeldir.
Merzifon Saat Kulesi, esasen 15. yüzyılda inşa edilen Çelebi Mehmet Medresesi‘nin giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Saat kulesinin kendisi ise Osmanlı’nın modernleşme döneminde, 1866 yılında yapıya eklenmiş.
Merzifon Saat Kulesi’nin alt bölümü silindirik tuğla bir gövdeden oluşurken, üst bölümde dört yöne bakan saatlerin bulunduğu ahşap görünümlü ikinci bir kat yer alıyor. İlginç olan şu ki, Amasya gezisi boyunca gördüğüm saat kulelerinin büyük bölümü de benzer mimari özellikler taşıyordu.
📌 İlginç Bilgi: 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda çok sayıda saat kulesi inşa edilmeye başlanır. Çünkü artık bu yıllarda saat, Osmanlı kültüründe zamanı ifade eden “Alaturka Saat” modeli ile birlikte, yakın zamanda masa saati ve cep saati olarak da işlev görecek olan “uluslararası standartlara uygun” olarak da ifade edilmeye başlayacaktır.
Gümüşhacıköy
Merzifon’dan ayrıldıktan sonra yaklaşık 25 dakikalık bir yolculukla Gümüşhacıköy’e ulaşıyoruz. İlk bakışta sakin bir Anadolu ilçesi gibi görünse de, Osmanlı’nın güçlü ailelerinden Köprülüler’in izlerini taşıyan önemli yapılara ev sahipliği yapıyor.
Gümüşhacıköy Köprülü Mehmet Paşa Bedesteni ve Saat Kulesi



Merzifon’u anlatırken Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’dan ve onu himayesine alarak yetiştiren Köprülü Mehmed Paşa’dan bahsetmiştim. Gümüşhacıköy’e geldiğinizde ise bu kez Köprülü ailesinin izleriyle doğrudan karşılaşıyorsunuz.
Köprülü Mehmed Paşa tarafından 1660 yılında yaptırılan külliyenin günümüze ulaşan en dikkat çekici bölümlerinden biri bedesten. Günümüzde küçük bir çarşı görünümündeki bu yapı, taştan kemerli giriş kapıları ve üzerinde yükselen saat kulesiyle oldukça hoş bir görüntü oluşturuyor.
Bedestenin hemen yakınında ise restore edilerek yeniden ibadete açılan Köprülü Mehmed Paşa Camii bulunuyor. Her ne kadar Merzifon kadar hareketli olmasa da, Gümüşhacıköy’de dolaşırken Köprülüler döneminin bölge üzerindeki etkisini hissetmek mümkün.
Maden Camii



Gümüşhacıköy çevresinde beni en çok şaşırtan yapı hiç şüphesiz Maden Camii oldu.
Gümüşhacıköy ilçe merkezine yaklaşık 10 dakikalık uzaklıkta bulunan yapı, 1863 yılında bir Ortodoks kilisesi olarak inşa edilir. Cumhuriyet döneminde, 1928 yılında camiye dönüştürülerek kullanımına devam edilir.
Yapının içerisine girdiğinizde ilk dikkat çeken şey ise tavanındaki figürler oluyor. Ortodoks kiliselerinde görmeye alışık olduğumuz şekilde kubbenin merkezinde Hz. İsa tasviri yer alıyor. Bunun yanı sıra dört İncil yazarı olan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’ya ait figürler de görülebiliyor.
Bu figürler uzun yıllar boyunca badana ile kapatılmış. Ancak restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkarılarak korunmuş. Günümüzde Ayasofya’da uygulanan sisteme benzer şekilde, ibadet saatleri sırasında kapatılabilen ve ziyaret saatlerinde açılarak görülebilen özel bir düzenek kullanılıyor.
Yapının yalnızca iç mekânı değil, dış cephesi de oldukça ilgi çekici. Giriş kapısının üzerindeki mermer süslemelerde üzüm salkımları, üzüm yaprakları ve çiçek motifleri yer alıyor. Kiliseden camiye dönüşen yapının mimari geçmişini hissettiren bu detaylar, Maden Camii’ni bölgenin en sıra dışı duraklarından biri haline getiriyor.
Açıkçası Amasya gezisi boyunca gördüğüm en beklenmedik yapılardan biri burasıydı.
Amasya’da Ne Yenir?
Amasya mutfağı denildiğinde ilk akla gelen yemekler arasında Amasya Çöreği, keşkek, bakla yemeği, topuz kebabı ve tabii ki Amasya elması geliyor. Bizim de gezimiz sırasında hem Merzifon’da hem de Amasya merkezde bu yerel lezzetleri tatma fırsatımız oldu.

Merzifon’da öğle yemeğimizi Bedesten Osmanlı Mutfağı’nda yedik. Özellikle topuz kebabı ve keşkek bölgenin öne çıkan yemekleri arasında gösteriliyor. Açıkçası bu lezzetler benim damak zevkime çok hitap etmedi; ancak yöresel mutfağı deneyimlemek isteyenler için ilginç bir deneyim olabilir.
Amasya’da ise akşam yemeğimizi Yeşilırmak kıyısındaki tarihi Yalı Boyu Evleri’nden birinin içinde hizmet veren bir restoranda yedik. Tarihi konak atmosferinde, yerel yemekleri tatmak oldukça keyifliydi. İkinci gün öğle yemeğinde ise Taşhan’ın avlusundaki restoranda yine yöresel lezzetleri deneme fırsatı bulduk.
Gitme fırsatı bulamasam da, Amasyalı bir arkadaşım özellikle Galip Çörek’i ve Roma Dondurmacısı’nı tavsiye etti. Eğer şehirde daha uzun süre kalıyorsanız bu iki durağı da listenize ekleyebilirsiniz.
Konaklama İçin Neresi Tercih Edilmeli?
Amasya’yı ilk kez ziyaret edecekler için en büyük tavsiyem, mümkün olduğunca kent merkezinde konaklamaları olacaktır. Şehrin en önemli tarihi yapılarının büyük bölümü birbirine yürüme mesafesinde bulunduğundan, merkezde kaldığınızda araç kullanmaya neredeyse ihtiyaç duymuyorsunuz.

Özellikle Yeşilırmak kıyısı ve Yalı Boyu Evleri çevresi, hem şehrin atmosferini hissedebilmek hem de sabah ve akşam saatlerinde Amasya’nın en güzel manzaralarını yaşayabilmek açısından oldukça keyifli bir bölge. Akşam saatlerinde nehir kıyısında yürüyüş yapmak, ışıklandırılmış Yalı Boyu Evleri’ni ve Kral Kaya Mezarları’nı izlemek de konaklama deneyiminin güzel bir parçası oluyor.
Biz de şehir merkezinde konakladığımız için gezilecek yerlerin büyük bölümüne yürüyerek ulaşabildik. Bu nedenle özellikle kısa süreli ziyaretlerde merkezde konaklamanın büyük avantaj sağladığını düşünüyorum.
Amasya Ulaşım Rehberi
Karadeniz’in iç kesimlerinde yer almasına rağmen Amasya’ya ulaşım oldukça kolay. İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok şehrinden uçak, otobüs, tren ve özel araç seçenekleriyle şehre ulaşmak mümkün.

Uçakla (En Konforlu Seçenek)
Amasya’nın kendi havaalanı şehir merkezinde değil; merkezden yaklaşık 46 km uzaklıktaki Amasya Merzifon Havalimanı kullanılıyor.
İstanbul’dan:
- Türk Hava Yolları ile düzenli uçuşlar bulunuyor.
- Pegasus da belirli günlerde Sabiha Gökçen → Merzifon seferleri gerçekleştiriyor.
Havalimanından sonra:
- Havaş/servis araçları
- Taksi
- Araç kiralama
ile yaklaşık 40–50 dakikada şehir merkezine ulaşılabiliyor. Amasya kent merkezi yürüyerek rahatlıkla gezilebilecek kadar kompakt bir yapıya sahip. Ancak yine de hem havaalanı ulaşımı, hem de Amasya içi ve çevresinde gezilecek yerler için araç kiralamak kesinlikle esneklik sağlayacaktır.
Otobüsle (En Ekonomik Seçenek)
Amasya Otogarı’na Türkiye’nin birçok şehrinden direkt seferler bulunuyor. Günlük çok sayıda şehirlerarası otobüs giriş çıkışı olduğu belirtilmiş.
Yaklaşık süreler:
- İstanbul → 8–10 saat
- Ankara → 5–6 saat
- Samsun → 2 saat
- Tokat → 1,5 saat
Gece yolculuğunu sevenler için sabah Amasya’da uyanmak pratik bir seçenek olabilir. Ancak yaklaşık 8-10 saatlik yolculuğun özellikle dönüşte yorucu olabileceğini de hesaba katmak gerekiyor.
Trenle (En Romantik Seçenek)
Amasya, Samsun–Sivas demiryolu hattı üzerinde yer alıyor. Şehir merkezindeki Amasya Garı kullanılabiliyor.
Bu seçenek İstanbul’dan gelenler ya da hızlı tren ulaşımını tercih edecekler için pek uygun değil. Çünkü Amasya’da hızlı tren güzergahı bulunmuyor, sadece bölgesel eski tip trenler var.
Amasya Garı daha çok Samsun-Amasya ve Sivas-Amasya arasında seyahat edenler tarafından kullanılıyor. Eğer amacınız hızlı ulaşım değil de yolculuğun kendisinden keyif almaksa, tren hattı farklı bir deneyim sunabilir.
Özel Araçla (En Özgür Seçenek)
Uzun yolda araç kullanmak yorucu gelmezse, ya da Amasya’yı bir durak olarak kullanarak daha geniş mesafeli bir yolculuk düşünüyorsanız elbette kendi aracınızla seyahat etmek en keyifli seçeneklerden biri. Aynı zamanda Amasya içindeki ve çevresindeki uzak mesafeli lokasyonları da ziyaret edebilmek açısından esneklik sağlayacaktır.
Yaklaşık süreler:
- İstanbul → 8–9 saat
- Ankara → 4–4,5 saat
- İzmir → 11-12 saat
- Samsun→ 1,5-2 saat
Amasya ile Birleştirilebilecek Rotalar
Eğer birkaç gününüz daha varsa, Amasya’yı çevredeki tarihi, arkeolojik ve doğal noktalarla birleştirerek çok daha zengin bir gezi planı oluşturabilirsiniz.

Arkeoloji Rotası
Özellikle Amasya–Çorum (Hattuşa)–Alacahöyük–Şapinuva hattı, Türkiye’nin en etkileyici arkeoloji rotalarından biri. Hitit uygarlığının başkenti olan Çorum ilindeki Hattuşa; anıtsal kapıları, tapınakları ve geniş bir alana yayılan antik kent dokusuyla öne çıkarken; Alacahöyük ve Şapinuva da Anadolu’nun en önemli arkeolojik alanları arasında yer alıyor.
Benim katıldığım rehberli turda da Amasya ziyaretinin ardından bu rota takip edilmişti ve iki bölge birbirini oldukça iyi tamamlamıştı. Özellikle tarih ve arkeoloji meraklıları için son derece doyurucu bir gezi deneyimi sunuyor.
Doğa Rotası
Amasya merkezini gezdikten sonra vakti olanlar için en çok önerilen doğal duraklardan biri de Borabay Gölü. Şehir merkezine yaklaşık bir saat uzaklıkta bulunan göl, çam ormanlarıyla çevrili sakin atmosferi, yürüyüş parkurları ve kamp ya da bungalov konaklama imkanlarıyla öne çıkıyor.
Gittiğim tura dahil olmadığından henüz ziyaret etme fırsatı bulamadım; ancak Amasya ile ilgili incelediğim kaynaklarda Borabay Gölü bölgenin en etkileyici doğal güzelliklerinden biri olarak gösteriliyor. Özellikle şehir merkezindeki yoğun tarih ve kültür gezisinin ardından doğayla baş başa vakit geçirmek isteyenler için değerlendirmeye değer görünüyor.
Bir Sonraki Ziyaretimde Görmek İstediklerim
Amasya’da geçirdiğimiz süre boyunca şehrin en önemli noktalarını gezme fırsatı bulduk. Ancak araştırmalarım sırasında ve Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün Kent Rehberi’nde dikkatimi çeken, şehri tekrar ziyaret edersem görmek istediğim bazı yerler de oldu:

- Hazeranlar Konağı
- Şeyh Hamdullah Yazı Tarihi ve Hüsn-i Hat Müzesi
- Ferhat ile Şirin Aşıklar Müzesi
- Saraydüzü Kışla Binası Milli Mücadele Müzesi ve Kongre Merkezi
- Minyatür Amasya Müzesi
- Aynalı Mağara
Eğer Amasya’da daha uzun süre kalmayı planlıyorsanız, bu noktaları da rotanıza ekleyebilirsiniz. Yazının başında paylaştığım harita bağlantısında bu noktaları da işaretledim.
Sonsöz
Böylelikle yıllar önce yalnızca içinden geçtiğim ve belleğimde “içimde kalan şehir” olarak yer eden Amasya’yı sonunda görme fırsatı buldum. Bu kimlik sahibi huzurlu şehir, yıllar önce araç camından gördüğüm o ilk izlenimi fazlasıyla doğruladı.
Yeşilırmak kıyısındaki evleri, dağın eteklerine oyulmuş kaya mezarları, şehzadelerden kalan mirası ve sakin atmosferiyle Amasya, Türkiye’de gördüğüm en karakter sahibi şehirlerden biri olarak aklımda yer etti.

Eğer yolunuz bir gün Karadeniz’in iç kesimlerine düşerse, Amasya’yı sadece bir uğrak noktası olarak değil, birkaç gün ayırarak keşfedilecek bir şehir olarak değerlendirmenizi tavsiye ederim.
Daha Fazla Bilgi İçin
Müze ziyaretlerinizi planlarken Müzekart resmi sitesinden güncel bilgileri kontrol etmekte fayda olabilir:
Amasya seyahatinizi planlarken veya şehir hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz, Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Amasya Belediyesi tarafından yayımlanan aşağıdaki kaynaklar oldukça faydalı olabilir:
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü
- Amasya Şehir Rehberi ve Broşürler Sayfası
- Amasya Şehir Rehberi PDF’i
- Amasya Kent Rehberi (Belediye)
Keyifli keşifler!

Bir Cevap Yazın