
İşyerindeki arkadaşlarımızla bir kitap kulübü kurmaya karar vermiştik. İlk kitabımız bizi yormayan bir yaz kitabı olsun dedik ve “Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı”nı seçtik. Bu kitabı 2019 yılında okumuştum, ama tekrar okumak iyi gelecekti. Geldi de. Bu başka bir hikaye, onu da ayrıca anlatırım 🙂
Neden Rezonans Kanunu’nu Okumaya Başladım?
İlk kitap kulübü toplantımızda, kitapla ilgili sohbet ederken, konu “Rezonans Kanunu”na geldi. Zaten “Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı”nı sosyal medya hesabımda paylaştığımda arkadaşlarımdan, “Bu kitabın üzerine mutlaka bir de Rezonans Kanunu’nu okumalısın” yorumları gelmişti. Bir sonraki kitabımız “Rezonans Kanunu” oldu. Bu kitabı okumaya başlamamız bile, aslında ortaya koyduğumuz “niyetlerin” bir zincirleme reaksiyon halinde birbirini kovalamasının bir eseriydi. Zaten kitap da bundan bahsediyordu, düşünce gücümüzün etkilerinden.
Kitabı okumaya başladığımda beni çok çarpmadı, ama etkiledi evet. Sanki bildiğim şeyleri bana hatırlatıyordu sadece, birçoğunu kendim de hissetmiş, hatta yaşamıştım. Eskilerin deyimiyle “malum olmak”, “kalp gözünün açık olması”, “içine doğmak” gibi kavramların bilimsel olarak nasıl gerçekleştiğini anlatmayı amaçlıyordu Rezonans Kanunu.
Benzer şekilde binlerce yıllık bir disiplin olan Yoga da, “merkeze dönmekten”, “tüm evrenle ilişkili olduğumuzdan”, “düşüncelerimiz ve duygularımızla hayatımızı kontrol edebileceğimizden” bahseder. Patanjali’nin Yoga Sutra’ları tümüyle bu felsefeyi anlatır.
Modern psikoloji ve iyi hissetmek üzerine olan kitaplar, negatif olan kognisyonları pozitif olanlarla değiştirip, beynimizi tekrar programlamaya odaklanır. Böylece hayata bakış açımızı değiştirebilir, kendimize yeni fırsat alanları açabilir, isteklerimize odaklanabiliriz.
Bu sebeple “Rezonans Kanunu” kitabının konusu, anlattıkları bana çok yabancı ve yeni gelmedi. Hatta bir noktada mühendis olan beynim şunu sorguladı: Eğer tüm insanlar beyin gücüyle sağlıklarına kavuşacaklarına inanırlarsa, eskiden babanelerimizin “doktora ne gerek var, bir okuyayım geçer” mantığından ne farkı kalırdı bu olumlamaların?
Kitapla ilgili bu düşüncelerimle birlikte elbette okumaya devam ettim, çünkü güzel şeylerden bahsediyordu 🙂 Yazılanların farz edelim ki hiçbiri doğru olmasa ya da bildiğimiz şeylerin tekrarı olsa bile, en önemli gerçeği bize hatırlattığı kesindi:
Hayatımızın kontrolünü kendi elimize alabileceğimiz, tercihlerimizi kendimiz yapabileceğimiz ve hayatımızın gidişatından sorumlu olduğumuz.
Bunu anlatan birçok kitap var piyasada. Peki Rezonans Kanunu neyi farklı anlatıyordu?
Kitabın Genel Konusu

Sanırım kitabın farkı, düşünce gücünü bilimsel bir düzleme oturtma çabası ve örneklemler vermesi diyebiliriz. Enerjinin evrende kaybolmadığı, beynimizin dalgalar ürettiği, vücudumuzda sürekli devinim halinde bir enerji akımı olduğu bir gerçek. Yoga felsefesi buna zamanında çakra demiş, şu an rezonans alanı demişiz 🙂
Bu bana her zaman şunu hatırlatır. Tüm insanlık tarihinde geçen binlerce yılda teknolojik ve bilimsel alanda devasa adımlar atan insanoğlu, kendi özünü keşfetme konusunda aynı devasa adımları atamamıştır. İnsan bin yıl önce nasılsa, aynı duygular, dürtüler, ve aynı öz ile bugün karşımızdadır. Toplumsal normlar, ahlaki disiplinler ve etik kurallarını bir yana koyarsak, insan temelinde hiç değişmemiş gibi gelir bana. Değişmemesi de beklenen ve oldukça normal birşeydir, çünkü insan özünde hep aynıdır 🙂
Kitabın ilk bölümünde genel olarak “Rezonans Kanunu” ile ilgili bilimsel gerçekler ve bu bilimsel gerçeklerin hayatımızda nasıl etkileri olabileceğinden bahsediyor. Biraz savunduğu savı bilimsel olarak ispat etme, okuyucuyu ikna etme çabası var bu kısımda. İkinci bölümde ise isteklerimizle ilgili rezonans alanı oluşturarak isteklerimize nasıl ulaşabileceğimiz hakkında yöntemler sunuyor.
İkinci kısımda anlatılanlar, modern psikoloji, kişisel gelişim yöntemleri ve hatta kadim yoga yöntemlerinin bir karması gibi diyebiliriz. Zaten meditasyondan bahsettiği bir bölüm de var. Umut ve ilham vermesi, bize iyi gelecek yöntemleri bize hatırlatması, ve hatta kitabın bazı pasajlarını kendinize dair örneklerle benzeştirdiğiniz için yüzünüzde bir gülümseme yaratması güzel ve iyi hissettirici. Buraya kadar herşey çok güzel, ancak hayatımızı sadece “Rezonans Kanunu” düzlemine oturtup, anlatılanlara yüzde yüz inanırsak, bana hayatın gerçeklerinden uzaklaşmış ve hatta negatifliği tamamen görmezden gelerek bir nevi toksik pozitifliğin içine düşme ihtimalini canlandırmış oluruz gibi hissettirdiği de bir gerçek.
Son zamanlarda “evrene mesaj gönderme”, “olumlama”, “pozitif düşünme” üzerine toplumca kafayı çok taktık, çünkü buna gerçekten ihtiyacımız var. Bu arada bunları tabii ki ben de yapıyorum, evrene çok mesaj göndermişliğim vardır 🙂 Ama ben bunun altında çok mistik ya da spiritüel konular aramak, muazzam buluşlar yapmak gerektiğine pek kendimi inandıramıyorum. Birşeyi gerçekten, yürekten ve kalpten çok isterseniz, evet bir rezonans alanı oluşturuyor ve bir enerji yayıyor olabilirsiniz, bu bilimsel bir gerçek. Ama birşeyi gerçekten çok istediğinizde, algılarınız açılır, yapmak istediğiniz arzuladığınız o amaca doğru eyleme geçersiniz. Tüm duyularınızı kullanır, “algıda seçicilik” yaparsınız, ve bir yerde kendi şansınızı ve fırsatınızı kendiniz yaratırsınız.
Kitap da temelinde bundan farklı birşey anlatmıyor, bu sebeple de bana çok devrim niteliğinde, ya da “bir kitap okudum, hayatımı değiştirdi” tadında bir kitap gibi hissettirmedi. Bunun yanında tabii ki iyi hissettirdi, çünkü bildiğim ama her zaman uygulayamadığım bu gerçekleri bana hatırlattı. İnsan dönem dönem tazelenmeye ihtiyaç duyuyor, çünkü düşünce ve duygularımızın yönetimi de ancak üzerine çalışırsak güçleniyor. Aynı bedenimiz ve kaslarımızın güçlenmesi için spor yapmamız gerektiği gibi, sağlıklı bir ruh hali için de sürekli pratik yapmak gerekiyor.
Kitap Hakkında Sonsöz
Bu anlamda bu kitabı bir kazanç ve güzel bir hatırlatıcı olarak görüyorum. Ve gerçekten şu an okumuş olmamın da, mutlaka evrende bir sebebi olduğuna ve benim hayatım da güzel bir kelebek etkisi yapacağına inanıyorum. (Kitaptan etkilenmedim derken etkilenenlerde bugün 😀 )
Özet olarak “Rezonans Kanunu” dünyayı, ya da bizleri yeniden keşfetmiyor, yeni bir bakış açısı ya da yeni bir teori ortaya koymuyor. Zaten var olan “pozitife yönlenen bakış açısı” mantığını birkaç farklı sistemle, ve çoğunlukla da bilinçli bir şekilde tekrara girerek anlatıyor. Okuması eğlenceli, iyi hissettiren, kolay okunabilen, tam bir uykuya dalmadan bir pasaj okuyup güzel ve derin bir uykuya dalmalık bir kitap 🙂
Kitaplardan mucize beklememek gerekir, çünkü mucizeyi yaratabilecek olan bizleriz. Sevgiyle güzel okumalar diliyorum.
Sözü gelmişken bu kitabın bende hatırlattığı filmlerden de bir kesit sunarak, yazımı sonlandırayım 🙂
Rezonans Kanunu Kitabının Bana Hatırlattığı Filmler:

Avatar: Farklı bir gezegende geçen Avatar filminde Eywa, Pandora gezegenindeki tüm yaşam formlarının birbirine bağlı olduğu bir enerji kaynağı ve hatta kolektif bilinç diyebileceğimiz bir bilinç ağı olarak işlev görüyor. Na’vi’ler, Eywa ile bağlantı kurarak geçmişten gelen bilgileri ve deneyimleri öğrenebiliyorlar. Bu, onların toplumsal hafızasını ve kültürünü zenginleştiriyor. Geçmiş, gelecek, ve şimdinin bağlantısını; doğanın ruhunu ve enerjisini anlatması bakımından bana kitapta anlatılanları anımsattı.
In My Dreams: Film, iki karakterin bir havuza para atarak “mükemmel çift” olma dileğiyle başladığı bir romantik hikayedir. Dileklerinin ardından, rüyalarında birbirlerini görmeye başlarlar ve bu süreçte derin bir bağ kurarak birbirlerine aşık olurlar, ama bunların tamamı rüyalarında gerçekleşir. Gerçek hayatta ise birbirlerini bulmakta zorluk çekerler. Sanırım kitaba en uygun film bu olabilir 😀
Butterfly Effect: Filmin temelinde, her eylemin bir sonucu olduğu ve küçük değişikliklerin bile büyük etkiler yaratabileceği teması yatar. O yüzden bazen doğru fırsatları yakalayabilmek için doğru zamanda, doğru yerde olmak bambaşka bir serüvene doğru yola çıkmamıza sebep olabilir.
Interstellar: Interstellar zaten film tarihinin bence en kafa yakan filmlerinden biridir. Cooper kara deliğin içine girdiğinde yaşadığı deneyim, zamanın ve mekanın nasıl büküldüğünü ve birbirine bağlı olduğunu gösterir. Cooper, kara delikte zamanın doğrusal olmadığını, geçmişin, şimdi ve gelecekle iç içe geçtiğini keşfeder. Kara delikte gelişmiş varlıkların boyutları anlamlandırabilmek için oluşturdukları ortam, Cooper’a geçmişteki anlara ulaşma imkanı tanır; yani, geçmişteki belirli anlara dönüp, o anları gözlemleyebilir ve hatta müdahale edebilir.
Source Code: Film, zamanın doğası ve insan deneyimleri üzerindeki etkilerini sorgulayan bir film. Zamanın doğrusal olmayışı, seçimlerin sonuçları ve kimlik arayışı, filmin ana temalarını oluşturuyor. Arkadaşlar sadece Jake Gyllenhaal için bile bu film izlenir 🙂
Keyifli okumalar ve keyifli seyirler 🙂

Bir Cevap Yazın