
Bazı kitaplar vardır, okurken içiniz sımsıcak olur. Kitabı kapattığınızda hüzünle karışık bir gülümseme kalır yüzünüzde, kalbiniz ısınır. İyi hissettiren, kaldığınız yere dönüp okuma isteği uyandıran tarafları vardır. İşte “Saç Örgüsü” benim için böyle bir kitap oldu.
Kitapla İlk Tanışma: Neden Bu Kitabı Okumaya Başladım?

Bir arkadaşımın bana bu kitabı hediye etmesiyle başladı kitabı okuma hikayem. Ağır okumalarınızın arasında size iyi hissettirecek, yormayan, kolay okunabilen, ama aynı zamanda da size farklı bir bakış açısı, farklı kültürler ve farklı insanların hayatlarına dair detaylar kazandırabilecek bir kitap Saç Örgüsü.
Kader ağlarını örer derler ya, işte o hesap. Üç ayrı kıtada yaşayan, üç farklı kadının kaderlerinin nasıl bir ağ içinde birbirine bağlandığını, birbirini beslediğini ve güç kattığını okuruz satırlarda. Her bir kadının hikayesi farklıdır, kendine hastır. Kitap bittiğinde içimden teşekkür ettim arkadaşıma, üç farklı kadına ait ilham verici ve etkileyici bu kitabı benimle buluşturduğu için.
Kitabın Konusu, Bölümleri ve Ana Karakterleri

“Üç kadın. Üç hayat. Üç kıta… Tek bir talep: özgürlük!” yazar kitabın arka kapak yazısının ilk satırlarında. Laetitia Colombani’nin Saç Örgüsü romanı, üç farklı kıtada, üç farklı kültürde yaşayan üç kadının yaşamlarını ele alır. Her bir karakter kendi dünyasında büyük mücadeleler verirken, farkında olmadan birbirlerinin hayatlarına da dokunurlar.
Smita ile başlar ilk hikaye. Hindistan’ın Badlapur Köyü’nde yaşayan, hem kendi yaşamı hem de kızının yaşamı için büyük bir mücadele veren, kızı için daha güzel ve aydınlık bir gelecek hayali kuran Smita ile. Kast sistemi içinde sıkışmış bir kadın olan Smita ile. İlk sayfada öğreniyorum “Dalit” kelimesini ve anlamını. Dört tabakadan oluşan Hindistan kast sistemine dahil bile edilmeyen, toplumun dışına itilen, aşağılanan, en alt sınıf olan “Dalit” ler..
Smita hayatı boyunca hiç okula gitmemişti. Burada, Badlapur’da onun gibiler okula gitmiyordu. Smita bir “Dalit” ti, yani bir “Dokunulmaz”dı o. Kast dışı, sistem dışı, her şeyden dışlanmış olan sınıftan. Ayrı bir türe ait, diğerlerine yaklaşamayacak kadar kirli, tıpkı buğdaydan ayrılan saman gibi değersiz bir pislik olarak toplum dışına itilmiş..
Giulia ile devam eder ikinci hikaye. Giulia’nın Smita kadar zor bir yaşamı yok gibi görünür ilk başlarda. Ama hayatta herkesin bir sınavı vardır ya, Giulia’nın sınavı da babasının bir kaza geçirmesiyle başlar. Nesillerdir devam ettirdikleri, ailesinin peruk atölyesinin içinde bulunduğu zor koşulları öğrenir. Bu koşullara karşı durup bir çözüm yolu aramak, mücadele etmek bir seçenektir. Diğeri ise bu zorlukların altında ezilerek, istemediği bambaşka bir hayatı kabullenmek..
Giulia bazen atölyede zamanın durduğu hissine kapılıyordu. Zaman dışarıda akmaya devam etse de o, bu duvarın arasında korunmaya alınmış hissediyordu. Tatlı, güven verici bir histi bu, tuhaf bir kalıcılığın kesinliğiydi.
Sarah ile devam eder son hikaye. Sarah’nın hikayesi ise bambaşkadır. Başarının, gücün, kariyerin ve varlığın ortasında dimdik ayakta duran (duramadığı zamanlarda da hep rol yapan) başarılı bir avukat profilidir Sarah. Popüler kültürün bir dönem kadınlara pompaladığı mükemmel kadın imajının vücut bulmuş halidir. Ama kimse mükemmel olmak zorunda değildir ve Sarah bunu acı bir haberle anlar: Sarah’nın sınavı kendi sağlığıyladır. Hayatı, alıştığı düzeni, kurduğu şatosu yıkılır. Ama yıkıntıların arasından büyük bir değişime uğrayarak, daha sağlam ve daha kendiyle bütün olarak ayağa kalkacaktır.
Sarah bu pozisyona gelmek için gerekli her şeye sahipti: örnek bir kariyer, bitmek bilmez bir azim, kimsenin yarışamayacağı bir çalışma kapasitesi… Daha çok, onu sürekli hareket halinde olmaya iten bir çeşit bulimia… Sarah bir sporcu, zirveye ulaşır ulaşmaz yeni bir zirveye tırmanmaya başlayan bir dağcıydı. Hayatını uzun bir tırmanış gibi görüyordu.
Kitapta her karakterin öyküsüne ait bir parçayı okuduktan sonra, diğer hikaye başlıyor. Smita “Benim kızım okuma yazma öğrenecek” diye içinden geçirirken, bir anda Giulia’nın hikayesine geçeriz. Smita’ya ne oldu acaba diye merak ederken, Palermo’da bir motor kazası girer bu kez kadraja. “Mia cara, annen telefon etti, babana birşey olmuş” der Nonna, Giulia’ya. Ah canım Giulia, babana ne oldu kuzum derken, Sarah girer azametle içeri. “Alarmın sesiyle geri sayım başlar”. Artık üç karakterle de tanışmışızdır ve kitabın geri kalan kısmı akar gider.
Kitabın Bende Bıraktığı Etki

Hani derler ya bir yerde bir kelebek kanat çırpar, başka bir yerde fırtına kopar diye.. İşte öyle birşey aslında insanların birbirlerine olan bağlantısı.. Hiç bilmediğimiz bir hayata, hiç bilmediğimiz insanlara dokunmuş olabilir davranışlarımız. Bu elbette bizim kontrolümüzde olan birşey değildir, zaten kontrol etmeye çalışmanın anlamı da yoktur, çünkü su akar yolunu bulur, çünkü evrenin kendi içinde bizim çok da anlayamadığımızı düşündüğüm bir dengesi vardır.
Saç Örgüsü kitabındaki “Saç” ve “Örgü” metaforu da aslında tam olarak, üç farklı kıtadaki üç farklı kadının örülmüş bir saç tutamı üzerinden hayatlarının birbirlerine nasıl bağlandığını, nasıl bir “örgü” içine girdiklerini anlatıyor. Hayatta aslında belki de başımıza gelse de farkında olmadığımız bu örgüler, Laetitia Colombani’nin kaleminde bize kurgusal bir senaryo üzerinden anlatılıyor.
Umut dolu, azim dolu, kadının kendi içindeki gücü keşfettiğinde ve o güce güvendiğinde neleri gerçekleştirebileceğine dair güçlü bir anlatı “Saç Örgüsü”. Umuda ve özgürlüğe dair bir kitap okumak isteyen tüm okurlara tavsiye edebileceğim bir kitap 🙂
Keyifli okumalar!

Bir Cevap Yazın