KİTAP, MODERN KLASİKLER

BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ – STEFAN ZWEIG

  • Yazar: Stefan Zweig
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
  • Sayfa: 56
  • Yazım Yılı: 1922
  • Yer: Normandiya

En sevdiğim yazarlardan biri olan Stefan Zweig’dan bir öykü daha aldı okunmuşlar listesinde yerini. Bir şirket etkinliği ile Eskişehir’e gittiğimiz bir Perşembe günü sabahı trende başladım okumaya ve tam da yolculuğa sığan, kısa ama yine insanın içine işleyen cümlelerle sahneden ayrıldığım bir kitap oldu. 48 sayfalık bu kısa öyküde adı gibi “Bir Çöküşün Öyküsü” nü anlatıyor Zweig bizlere. Öncesinde Paris Versailles Sarayı’nda oldukça güçlü ve yetkin bir kadın olan Madame de Prie’nin gözden düştükten sonra sürülüğü Normandiya’daki yalnızlık dolu günleri anlatılır. Zweig’ın duyguları insanın gözünde somutlaştıran etkili anlatımıyla bu kez de “yalnızlık olgusu”nu gözümüzde somutlaştıracak derecede yaşatıyor kitapta.

“Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı.”

“Ama burada günler nasıl da uzundu. Saatler, sanki insanlar gibi temkinli adımlarla ilerliyordu ve madam onları hızlandıracak hiçbir yol bilmiyordu.”

“Sonunda akşam olmuştu. Ama akşamlar da ne hüzünlüydü burada!”

Yalnızlık canını o kadar acıtıyor ki Madame’ın, bu duygudan kurtulabilmek için elinden geleni yapmaya başlamıştı. Bir insanın koskocaman bir şatoda yalnız yaşamasının nelere mal olabileceğini, ruhunu baştan sona nasıl yakıp kavurabileceğini ve umutsuzca çaresizlik içinde nelere başvurabileceğini görüyoruz kitabın sonlarına doğru. Ve son çırpınışları içinde yapılan planların bile hiçbir işe yaramadığını, sahte ve aldatmaca içinde geçen saray hayatında herşeyin nasıl da küçülüp önemsizleşebildiğini görüyoruz biraz da acıyarak.

“Çünkü insanlık tarihi davetsiz misafirleri sevmezdi; kahramanlarını kendi seçer, ne kadar usandırıcı bir çabaya girerlerse girsinler hakkı olmayanları acımasızca geri çevirirdi; talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi.”

Saray hayatıyla ilgili yazılan romanların çoğunda, o dönemde yaşasaydın tüm şatafat ve görkemine rağmen saray hayatı içinde yaşamak istemeyeceğimi düşünürüm. Çünkü herşey çok yapay geliyor bana: yapay mutluluklar, yapay ilişkiler, zoraki evlilikler.. Zaten yaşasaydım da herhalde saray hayatına girecek hırsı bulamazdım kendimde 🙂 O yüzden evinde dikiş dikip çocuk büyüten, tavuk besleyen biri olurdum kesin 🙂

Bir Zweig romanı daha geride kalmışken, bir kez daha etkilendim Zweig’ın insan ruhunu okuyan ve okuduğu seviyede anlatabilen yeteneğinden..

“BİR ÇÖKÜŞÜN ÖYKÜSÜ – STEFAN ZWEIG” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s